Sessiz Sinema Döneminin En İyi 10 Film Müziği

Bugün “sessiz sinema” dediğimiz dönemin filmleri aslında hiçbir zaman bütünüyle sessiz değildi. Salonlarda piyanistler, orgcular, küçük topluluklar ve orkestralar perdeye eşlik ederdi. Büyük yapımlar için ise doğrudan filme özel partisyonlar hazırlanırdı. Ne var ki bu müziklerin önemli bir kısmı zamanla kayboldu. Bugün dinlediğimiz bazı skorlar filmin ilk gösteriminden kalma özgün eserler değil, yıllar sonra yapılan restorasyonlar için yazılmış yeni yorumlardır.

Bu liste hazırlanırken yalnızca müziğin güzelliği değil, görüntüyle kurduğu ilişki, sinema diline kattığı yenilik ve film scoring tarihindeki yeri de ölçüt alındı. Hem dönemin özgün skorları hem de daha sonraki büyük restorasyon çalışmaları birlikte değerlendirildi.

#FilmBesteciYılSkorun niteliği
1MetropolisGottfried Huppertz1927Özgün dönem skoru
2Battleship PotemkinEdmund Meisel1925 / 1926Özgün dönem skoru
3The New BabylonDmitri Shostakovich1929Özgün dönem skoru
4Die NibelungenGottfried Huppertz1924Özgün dönem skoru
5SunriseHugo Riesenfeld1927Özgün dönem skoru
6NosferatuHans Erdmann1922Özgün skorun rekonstrüksiyonu
7Entr’acteErik Satie1924Özgün dönem skoru
8The Gold RushCharlie Chaplin1925 / 1942Sonradan hazırlanmış Chaplin skoru
9NapoléonCarl Davis1927 / 1980’lerModern restorasyon skoru
10The Passion of Joan of ArcRichard Einhorn1928 / 1994Modern skor

1. Metropolis — Gottfried Huppertz

Fritz Lang, 1927 — Özgün dönem skoru

Sessiz sinema müziği denildiğinde ilk akla gelen eserlerden biri Gottfried Huppertz’in Metropolis için yazdığı partisyonudur. Huppertz’in müziği filmin arkasında duran dekoratif bir eşlik değildir. Metropolis’in mekanik dünyasını, işçilerin ritmini, Maria’nın idealizmini ve kıyamet atmosferini orkestral bir yapı içinde örgütler.

Wagner ve Richard Strauss etkileri belirgindir; Dies Irae ve La Marseillaise göndermeleri ise görüntüye kültürel ve tarihsel bir derinlik kazandırır. Huppertz ayrıca çekimler sırasında piyanoda müzik çalarak oyuncuları yönlendirmiştir. Böylece müzik, tamamlanmış görüntüye sonradan eklenen bir unsur olmaktan çıkıp filmin yaratım sürecinin bir parçası haline gelmiştir.

Bu yönüyle Metropolis, film müziğinin dramatik yapıyı baştan sona organize edebileceğini gösteren en erken büyük örneklerden biridir.

2. Battleship Potemkin — Edmund Meisel

Sergei Eisenstein, 1925 — 1926 Berlin gösterimi için özgün skor

Edmund Meisel’in Battleship Potemkin için hazırladığı müzik, sessiz sinemanın en radikal skorlarından biridir. Meisel özellikle Odessa Merdivenleri sekansında müziği görüntünün kurgusal ritmine doğrudan bağlar.

Melodik bir anlatımdan çok kesmelerin, hareketin ve kitlesel enerjinin müzikal karşılığını yaratır. On iki günde tamamlanan bu skor, müziğin duyguları yalnızca “açıklayan” bir unsur olmaktan çıkıp montajın aktif bir parçası haline geldiğini gösterir.

Bu yaklaşım, daha sonra aksiyon sinemasında ve özellikle ritmik trailer müziğinde önem kazanacak bir anlayışın erken örneklerinden biridir.

3. The New Babylon — Dmitri Shostakovich

Grigori Kozintsev & Leonid Trauberg, 1929 — Özgün dönem skoru

Shostakovich’in ilk film müziği olan The New Babylon, sessiz sinema ile modernist müziğin en çarpıcı buluşmalarından biridir.

Grotesk, ironi, marş karakterleri ve keskin kontrastlar üzerinden Paris Komünü’ndeki sınıfsal çatışmayı anlatır. Görüntü ile müzik arasındaki ilişki burada neredeyse diyalektiktir. Burjuva dünyası ile devrimci kalabalık, müzikal malzemenin karşı karşıya getirilmesiyle de birbirinden ayrılır.

Bu skor, Shostakovich’in sonraki film müziklerinde sıkça görülecek olan ironik bakışın ve dramatik karşıtlıkların erken büyük örneklerinden biridir.

4. Die Nibelungen — Gottfried Huppertz

Fritz Lang, 1924 — Özgün dönem skoru

Huppertz’in Metropolis‘ten üç yıl önce yazdığı Die Nibelungen müziği, sinemada leitmotif tekniğinin en kapsamlı erken uygulamalarından biridir.

Huppertz, mitolojik karakterleri ve güçleri farklı müzikal fikirlerle birbirinden ayırır. Wagner etkisi açıktır; ancak burada amaç Wagner’i kopyalamak değil, onun tematik düşüncesini sinemanın montaj diline uyarlamaktır.

Bu yaklaşım, daha sonra Hollywood’da Max Steiner ve Erich Wolfgang Korngold gibi bestecilerle olgunlaşacak olan leitmotif temelli film müziğinin önemli öncüllerinden biridir.

5. Sunrise: A Song of Two Humans — Hugo Riesenfeld

F. W. Murnau, 1927 — Özgün Movietone skoru

Hugo Riesenfeld’in 1927 tarihli müziği, Sunrise‘ın Amerikan gösterimi için hazırlanan Movietone ses kuşağında kullanıldı. Pastoral, romantik ve dramatik bölümler arasında kurduğu süreklilik dikkat çekicidir.

Ancak Sunrise için tek bir müzikal deneyimden söz etmek mümkün değildir. Sessiz sinema dönemindeki gösterim pratiği nedeniyle farklı salonlarda farklı eşlikler kullanılabiliyordu. Aynı film için Timothy Brock tarafından daha sonra hazırlanan modern bir skorun bulunması da bu durumu açık biçimde gösterir.

Bu nedenle Sunrise, sessiz sinemadan sesli sinemaya geçişte film müziğinin nasıl dönüşmeye başladığını görmek için özel bir örnektir.

6. Nosferatu — Hans Erdmann

F. W. Murnau, 1922 — Özgün skorun rekonstrüksiyonu

Hans Erdmann’ın 1922’de Nosferatu için hazırladığı müziğin önemli bir bölümü günümüze ulaşmamıştır. Bugün dinlediğimiz versiyonlar, elde kalan malzemeler ve dönem belgelerinden hareketle hazırlanmış rekonstrüksiyonlardır.

Buna rağmen Nosferatu, sessiz korku sinemasında atmosfer müziğinin gücünü gösteren en önemli örneklerden biri olmayı sürdürür. Buradaki müzikal yaklaşım belirgin melodik temalardan çok karanlık armoniler, tonal belirsizlikler ve sürekli değişen gerilim üzerinden ilerler.

Müzik, vampiri yalnızca temsil etmez; filmin bütün dünyasını tehditkâr hale getirir. Karanlık, hastalık, gece ve doğaüstü korku aynı müzikal atmosfer içinde birleşir.

7. Entr’acte — Erik Satie

René Clair, 1924 — Özgün dönem skoru

Entr’acte, anlatı sinemasından çok avangard sanatla kurulan ilişkinin en saf örneklerinden biridir. Erik Satie’nin müziği görüntünün duygusunu açıklamaz; Dadaist görüntülerle aynı deneysel düzlemde hareket eder.

Tekrarlar, ritmik kesinlik ve ani kopuşlar, René Clair’in görüntüleri müzikle yakın biçimde ilişkilendiren yaklaşımıyla birleşir. Burada müzik klasik anlamda “dramatik atmosfer” yaratmak yerine görüntünün kendisiyle birlikte deneysel bir yapı oluşturur.

Entr’acte, film müziğinin yalnızca hikâyeyi desteklemek veya karakterlerin duygularını açıklamak zorunda olmadığını gösteren erken ve sıra dışı örneklerden biridir.

8. The Gold Rush — Charlie Chaplin

Charles Chaplin, 1925 / 1942 — Müzikli yeniden düzenleme

The Gold Rush ilk kez 1925’te gösterildiğinde bugün bildiğimiz Chaplin skoruna sahip değildi. Farklı gösterimlerde çeşitli orkestra müzikleri kullanılıyordu.

Chaplin filmi 1942’de yeniden düzenledi; ara yazıları değiştirdi, kendi anlatımını ekledi ve film için yeni bir orkestra müziği besteledi. Dolayısıyla burada ele alınan skor, sessiz dönemin özgün gösterim müziği değil, yönetmenin kendi filmini yıllar sonra müzik aracılığıyla yeniden yorumlamasıdır.

Bu müzikte fiziksel komedi, romantik kırılganlık ve küçük trajediler aynı kişisel müzikal dil içinde birleşir. Chaplin böylece yönetmen, oyuncu ve bestecinin tek bir yaratıcı kişilikte birleştiği benzersiz bir örnek ortaya koyar.

9. Napoléon — Carl Davis

Abel Gance, 1927 — Modern restorasyon skoru

Abel Gance’ın Napoléon‘u, sessiz sinemanın teknik ve görsel açıdan en iddialı yapımlarından biridir. Günümüzde filmin deneyiminin önemli bir parçası ise Carl Davis’in modern restorasyon skorudur.

Kevin Brownlow’un restorasyon çalışmasıyla yeniden ortaya çıkarılan uzun versiyon için Davis son derece kapsamlı bir orkestral müzik hazırladı. Skor özellikle Beethoven’ın Napoléon’a adadığı Üçüncü Senfoni’den yoğun biçimde yararlanır.

Buradaki önem yalnızca müziğin kapsamından kaynaklanmaz. Davis, yaklaşık beş saatlik devasa bir filmi baştan sona senfonik bir dramatik yapı içinde yeniden organize eder.

Napoléon, modern bir bestecinin eski bir filmi yalnızca “eşlik etmek” yerine nasıl yeniden yorumlayabileceğinin en iddialı örneklerinden biridir.

10. The Passion of Joan of Arc — Richard Einhorn

Carl Theodor Dreyer, 1928 — Modern skor, Voices of Light, 1994

Dreyer’in The Passion of Joan of Arc filmi için belirlenmiş tek ve kesin bir özgün skor bulunmamaktadır. Sessiz dönem gösterimlerinde film farklı müziklerle eşlik edilebiliyordu.

Richard Einhorn’un Voices of Light‘ı bu müzikal boşluğu doldurmakla kalmaz; filmi çağdaş bir vokal ve orkestral dille yeniden yorumlar. Yüz yakın planları, Joan’ın ruhsal çöküşü ve dinsel deneyimi; koro, solistler ve orkestranın oluşturduğu geniş vokal doku içinde yeni bir anlam kazanır.

Burada müzik görüntüyü açıklamaz. Görüntünün zaten ifade ettiği şeyi başka bir bilinç katmanına taşır. Bu nedenle Voices of Light, sessiz sinemanın çağdaş bir besteci tarafından nasıl yeniden anlamlandırılabileceğini gösteren en güçlü örneklerden biridir.

Sonuç

Bu on örnek, “sessiz sinema” kavramının müzikal açıdan ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösterir. Metropolis, Battleship Potemkin, The New Babylon ve Die Nibelungen gibi filmler, müziğin sinemada çok erken bir tarihte dramatik yapının aktif unsuru haline geldiğini gösterir. Entr’acte başka bir ihtimali ortaya koyar: Müzik görüntünün duygusunu açıklamak zorunda değildir. Nosferatu ise kaybolan skorlar gerçeğini hatırlatır; film müziği tarihini yalnızca elimizdeki kayıtlar üzerinden yazamayız.

Chaplin, Davis ve Einhorn örnekleri ise sessiz filmlerin bugün yeniden müziklendirilebildiğini ve yeni skorların eski görüntülere farklı dramatik anlamlar kazandırabildiğini gösterir.

Film müziğinin tarihi sesli sinemanın başlamasıyla başlamaz. Leitmotif, atmosfer, ritmik senkronizasyon, psikolojik anlatım ve müziğin kurguya bağlanması gibi temel fikirler, sinemanın henüz konuşamadığı dönemde zaten gelişmeye başlamıştı.

Sesli sinema bu dili icat etmedi; zaten var olan bir anlatım diline yeni bir teknik imkân kazandırdı.

Sessiz sinema döneminden günümüzün modern film müziği anlayışına uzanan bu dönüşümü daha yakından incelemek için Film Müziği yazımıza göz atabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz